DUYURULAR

lotta-feministanin-arsivlerinin-acilmasi-icin-kampanyaİtalyan otonomist feministlerinden Mariarosa Dalla Costa’nın, başta İtalya’da 70’lerdeki kadın hareketinin önemli...
no-tav-hareketi-yine-saldiri-altinda Kimden: Silvia Federici silvia.federici@hofstra.edu   Lütfen bu bildiriyi imzalayın, olabildiğince...
her-seyi-istiyoruz Vicdanı ve utancı olmayan onursuz insanlar!.. Dini imanı para olmuş patronlar ve köleler! El pençe divan...
otonom-27-sayi-merhaba  Merhaba,Dünyanın bütün dilerini bilseydik… Balıkların, denizlerin; kuşların, gökyüzünün, bulutların;ağaçların,...
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Çeviri
Gösterim: 2686
Yazdır

Nicholas Tampio

Çeviren: Mustafa Demirtaş

 

Sol fikri, Norberto Bobbio’nun klasik çalışmasında açıkladığı gibi, hem çok değerli hem de tartışmalıdır.[1] Fransız Devrimi’nde açığa çıkan ve bugün de devam eden sol-sağ siyasi ayrımı, siyasal mücadeleler içindeki tarafları karşılaştırmamıza,

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Makaleler
Gösterim: 3175
Yazdır

Politik öznelliğin kuruculuğunu, sadece kendinin bilincinde ve irade sahibi bir bireysel/kolektif özne modeliyle düşünebilen uzun bir geleneğe sahibiz. Bu model, hayatı özne ve nesne arasındaki ikilik dışında anlamlandıramadığı gibi, aralarındaki ilişkiyi de ancak özneyi ayrıcalıklı ve üstün kılan bir karşıtlık olarak düşünebilmiştir. En iyi durumda, Hegel’de olduğu gibi, özne ve nesne arasındaki karşıtlığı bunların birliğinin bir koşulu haline getiren bir diyalektiğe kadar ilerlenebilecektir.[1]

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Çeviri
Gösterim: 2672
Yazdır

John Holloway[1]

Kapitalist üretim tarzının hâkim olduğu toplumların serveti, kendisini “muazzam bir meta yığını olarak” ortaya koyar; bunu oluşturan birim, tek bir metadır (Friedrich Engels tarafından gözden geçirilen metnin Samuel Moore ve Edward Aveling tarafından yapılan çevirisi. (Marx 1867/1965, 35))

 

Kapitalist üretim tarzının hâkim olduğu toplumların serveti, “muazzam bir meta yığını” olarak görünür; tek meta bunun basit biçimi olarak görünür. (Ben Fowkes çevirisi (Marx 1867/1990, 125))

 

Der Reichtum der Gesellschaften, in welchen kapitalistische Produktionsweise herrscht, erscheint als eine “ungeheure Warensammlung”, die einzelne Ware als seine Elementarform. (Marx 1867/1985, 49)[2]

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Gösterim: 3630
Yazdır

“İnsan artık kapatılmış insan değil, borçlu insandır.”

Gilles Deleuze

“…her bireyin başkalarının etkinliği üzerinde ya da toplumsal servetler üzerinde kurduğu güç, değişim-değerlerinin sahibi olarak, paranın sahibi olarak bireyde vardır. Birey, toplumla olan bağı gibi, toplumsal gücünü de cebinde taşır.”

Karl Marx

Deleuze’ün yukarıdaki ifadesi, fordist birikim rejiminden ya da disiplin toplumundan post-fordist birikim rejimine ya da denetim toplumuna, dahası biyopolitik topluma geçişi anlatır. Nesnelerin üretiminden öznelliklerin üretimine, üretim zamanına dayalı sömürüden yaşam zamanının sömürüsüne geçişi ima eder. “Haklar ve eşitlik” söyleminden “risk ve eşitsizlik” söylemine geçişi içerimler. Ekonomik olanın politik olanla birebir örtüştüğünü, toplumsal yeniden üretimin ekonomik faillerin değil ekonomik öznelliklerin üretimine dönüştüğünü iddia eder. Ve Marx… Grundrisse’deki ifadesiyle bize tam da günümüzde borçlu insanın ne anlama geldiğini anımsatır: bir yanda “değişim değerlerinin” ya da “paranın” sahibi olmayan, “toplumla olan bağını” ancak para dolayımıyla kurabilen ve bu yüzden borçlanan, borçlanmakla kalmayıp “toplumsal gücünü” kaybeden emekçiler. Toplumsallığın kuruluşunda eşitliği öngören simetrik bir ilişki değil, eşitsizliği öngören “asimetrik” bir ilişki. Paranın politik tahakkümünde kurulan kapitalist toplumsal ilişki.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Gösterim: 2685
Yazdır

Deleuze’ün “Felsefe nedir?” sorusuna yanıt olarak “Felsefe düzlem kurmak, çatmak ve kavram yaratmaktır” dediğini biliyoruz. Düzlem, ontolojik sorunsallaştırma; düzlem kurmak ve çatmak ise bu sorunsallık üzerine düşünme pratiğine içkin kavram yaratmak ve kavram seti oluşturmaktır. Biraz daha ilerlersek bir düşünürün ne söylediğini anlamak istiyorsak o düşünürün metafiziğini anlamamız gerekiyor. Bu durum bir düşünür için olduğu kadar bir kavram için de geçerlidir. Bir kavramı anlamak, o kavramı üreten metafizik (felsefi) düzlemi kavramaktır. Kavram düzlemin “dostu”; düzlem kavramın “dostluğu”dur. Bu bağlamda bir kavramın kelamını, tınısını anlamak için o kavramı üreten düzlemi, düzlemin neyi sorunsallaştırdığını ve bu sorunsallığın ürettiği kavram setini yakalamak gerekiyor.

Anlaşılabilirlik açısından Metafiziği dört düzlem üzerinden okuyabiliriz: Aşkınlık, Aşkınsallık, Diyalektik ve İçkinlik düzlemi. Çokluk, içkinlik düzleminin önemli kurucu kavramlarından biridir ve toplumsal ilişkilerin biyo-politik üretimini boydan boya kesen, yaşamı yeniden okuyan ve güncelleştiren kurucu bir nosyondur.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Otonomist Marksizm
Gösterim: 3121
Yazdır

Bu metin tamamen bir sorunsalın ardından gelişen arayışın ilk nüveleridir. Sorunsalın ortaya konulması ve soy kütüğünün ortaya çıkarılmasına dair istişare etmektir. Yazı, “Emeğin direnişlerinin yaşamı kurucu gücü üzerine düşünürken, biyo-politika kavramını emek üzerinden nasıl ele alabiliriz ve emek adına biyo-politik bir örgütlenmeden bahsedebilir miyiz? Bu anlamda biyo-politikanın biyo-iktidar ile farkı nedir?” gibi sorunsallardan yola çıkar. Halihazırda tartışılan bu konunun farkına varmanın heyecan ve cehaletiyle, bazı Foucault metinleri ile bu tartışmaların konu alındığı kitap bölümleri okunarak yazılmıştır. Kuramsal bir deneme yazısı olarak bu yazı, biyo-politika kavramı üzerine bir düşünme sürecidir.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Felsefe
Gösterim: 3208
Yazdır

Spinoza, tutkularının esaretinde yaşayan köleler ve aklın kılavuzluğunda yaşayan özgür insanlar arasında ayrım yaparken, aklında bu soru vardı. Spinoza’nın daha 17. yüzyılda yüzleşmeye cüret ettiği bu soru, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde politik öznellik üretiminin içine girdiği krizin etkisi altında, politik felsefenin merkezini işgal etmek üzere güçlü bir şekilde geri dönüyordu. Kitleler faşizmi nasıl arzulamıştı? Sınıf mücadelesinin özörgütlenmeleri olan sendikalar ve partiler nasıl kapitalist gelişmenin özneleri haline gelmişlerdi? Sermayenin başkalaşmış bir biçimi olan ücretli emeği neden bu kadar yüceltmiştik? Nasıl kederlerin tutkunu haline gelmiştik? Zayıflığı ve güçsüzlüğü nasıl bir erdem olarak görür olmuştuk? Kapitalizmi neden arzuluyorduk? Köleliliğimiz için neden bu kadar savaşıyorduk? Bu soruların itici gücüyle, modernizmin özne kavrayışını sorunsallaştıran, özneyi, etkisine dışsal özgür bir nedenden ziyade güç ilişkilerinin içkin bir etkisi olarak anlayan yeni bir düşünce ufku şekillenmekteydi. Özne artık ancak etkisinden tanınabilecek bir güç bileşimi olarak düşünülebilirdi. Özne etkisinde, etkinlik kadar edilginlik de, özgürlük kadar kölelik de üretebilirdi. Tesadüf olmasa gerek, bu yeni ufuk, özellikle Spinoza, Marx ve Nietzsche'nin birlikte yeniden okunmaları ile ayırt edilecekti.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Gösterim: 2086
Yazdır

Kavramlar saf, naif ve bilimsel değildir. Kavramlar, güç istencinin söylemleridir. Söylemler, güç istencinin düzenekleridir. Soy kütük çalışmasının en önemli özelliklerinden biri saflığın, naifliğin arkasına sığınarak ifadelendirilen söylemlerin arkasındaki güç istencinin açığa çıkarılmasıdır.

Hepimiz “sosyalizm” ve “sınıf” vb. “büyük abi” kavramları tanırız. Bu “büyük abi” kavramların hegemonyası karşısında herkes esas duruşa geçer. “Büyük abi Türkiye solu” eskiden beri Kürt özgürlük hareketinin “sosyalist” ve “sınıfsal” bir bakış açısına sahip olmadığı doğrultusunda örtük bir eleştiriye sahiptir. Bu eleştiri Kürt özgürlük hareketinin herkesi etkilemeye başladığı günümüz boyutunda örtüklükten çıkmış, açık hale gelmiştir. Özellikle “Rojava” devriminden ve “demokratik özerklik” kavramının güncelleşmesinden sonra daha da yoğunlaşmaktadır.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Felsefe
Gösterim: 2523
Yazdır

Toplumsal yaşamın analizinde “beden” konusu pek çok düşünürün ilgisini çekmiştir. Marx’ta çalışan beden, Freud’da arzulayan beden, Nietzsche’de ise güç olarak beden, analiz nesnesi olarak ele alınmıştır.[1] En temelde bedeni; arzulayan ve kısıtlanan özne şeklinde ayrıma tabi tutabiliriz. Bedenin, arzu nesnesi olma özelliği Freud’dan çok önceleri en çarpıcı biçimde Spinoza felsefesinde kendini gösterir. Spinoza’da beden; arzu edilen, hoşlanılan durumlara ulaşmak için, yani bedene uygun karşılaşmalar bulmak için çaba gösterir, hoşlanılmayan durumlardan ise kaçınır. Varlığını korumaya ve geliştirmeye dayalı bedene atfedilen bu özellik, Spinoza tarafından etkili ve ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır.

Spinoza’da beden; dış şeyleri temsil eden, dolayısıyla nesnel gerçekliğe sahip fikirlerden oluşur. Bir taraftan da fikirlerin belirlediği duygular vardır. Duyguları belirleyecek olan fikirler de bedensel karşılaşmalar yoluyla elde edilir. Bir bedeni anlamak demek onun başka bedenlerle içine gireceği temasları ve karşılaşmaları kavramak demektir.[2] Spinoza’da bedenin arzu edilen noktaya ulaşması, bilgi gelişiminin yanı sıra özgürlüğü kısıtlayıcı ortamların genişletilmesi ile mümkündür. Erken kapitalizmin arkaik döneminin filozofu olan Spinoza’da, insanı arzulardan alıkoyan unsurlar dinsel ve politik baskılar olarak biçimlenir. Dolayısıyla, demokrasinin gelişmesi ve dinsel baskılardan bilgi ve yetkinleşme yoluyla uzaklaşma başat öğeler olarak önerilen çözümlerdir.

Devamını oku...
 

Sayfa 1 / 19